gece epey geç uykuya dalabilmiştim, değişik bir enerji vardı içimde, uyutmamıştı beni. arya da pek bir hareketliydi, hatta hareketleri canımı acıtıyordu. tarihler 27 ekim 2010'u, saatler ise 07.30'u gösteriyordu. uyuyordum ama hissettiğim sıcaklık uyandırmıştı beni. evet akıntıydı bu, bakalım su ne zaman gelecek derken, su da epey bir boşaldı. ♥f. evden çıkmak üzereydi, "huu co" doğum başladı dediğimde yüzünde beliren ifadeyi unutamam. çantalarımızı kaptık, hastaneye gittik.
merak edenler, yaz yaz dediniz yazıyorum, yoksa malum doğum hikayesi yazmaya pek gönüllü değilim. ağrı yok, su boşalmış.benim eve gidesim var, az buçuk başıma ne işler gelecek korkusu da var. eve gideyim, ev cok yakın dedim doktora, yok daha neler dedi. o zaman kızmıstım ona,ama haklıydı elbet. suni sancıyı verdiler kanıma, bir saat sonra başladı ağrı.♥f. ve kardeşim ile sohbetlerimizi edemez hale gelene kadar yattım o yatakta. sürekli yürümek istiyordum. sonra epidural takılması için o lanet odaya girdim. bir saatte zor taktılar. açılma 8.5 olmuş, ağrıdan ruhum bedenimden ayrılmak üzere,görevli bana cenin gibi dur diyor. o an onu boğazlamak istedim ve bırak dedim istemiyorum epidural falan, doğuracağım burada. ıkınma ile baş edemez durumdaydım. neyse işinin ehli bir personel geldi ve 10 saniyede taktı. sonra doğumhane.. çok neşeli bir doğumdu dedi hemşire elif. doğumun neşelisi olur mu canım dedim, olurmuş. ben ne gerginlikler gördüm bu odada değince anladım tabii. ağrı olmadığı zamanlarda espiri yapıp onları ve kendimi rahatlatıyordum. hakkını vermek lazım doktor pek yumuşaktı, sabırlıydı. ♥f.'yi ne zaman istersem çağırırım dedi. ben son 15 dakikada gelsin dedim. ♥f.'nin yanıma gelmesi bana iyi geldi. karnım çok açtı ama beni en çok zorlayan susuzluk oldu. 3,5 saatte her şey bitti. miyopluktan biraz flu idi etraf ama pembe bir popo gördüm, onu asla unutmam. sedye ile çıkarken hasbiye'yi gördüm, kapıdaymış, fotoğrafımı çekiyordu. o an ona çok sarılasım geldi ama gücüm yoktu. odaya çıktık, ne diyeceğini bilemeyen ama gözleri yıldız yıldız ♥f., anneler,babalar,hasbiye, filiz,erbil, öykü,berrin, özen.. telefonlarda sevinç dolu sesler....mutluluk.
arya geldi, çok hoş geldi! selin'in hayatı değişti.
8 Ocak 2011 Cumartesi
26 Ekim 2010 Salı
arya,rahim içi yaşamının 40.haftasında
aylar su gibi geçti ama son günler geçmiyor sanki. neden bilmiyorum, sabırsızlanmaya başladım. koca göbeğimi sevdim aslında ve de kendimi bir daha hamile olarak görmeyeceğim. ama sanki bir zaman geliyor ve artık bitsin diyorsun. mesela arya aşağıya doğru iniş yapmaya başladıkça ♥f. ile birbirimize sarılabilir olduk ve bunu fark ettiğimizde mutlu olduk, sarılmayı özlemişiz. en mühimi yüz üstü uyuyacağım, rahat ve hızlı yürüyeceğim. mevcut ipotek kalkacak gibi hissediyorum. doktor ne dedi sorularına cevap; dünkü doktor kontrolünde 1 cmlik bir açılma tespit etti. ağrı da pek yok sayılır, biraz daha bekleyeceğiz galiba. arya bilir ne zaman geleceğini...
*cumartesi çekilen bir foto aşağıda. eyleme katılmak bana hep iyi gelmiştir, yine iyi geldi. kadınlarla bir arada olmak, gücümüzü hissetmek bambaşka bir duygu.
yaşasın kadın dayanışması, yaşasın örgütlü mücadelemiz.
*cumartesi çekilen bir foto aşağıda. eyleme katılmak bana hep iyi gelmiştir, yine iyi geldi. kadınlarla bir arada olmak, gücümüzü hissetmek bambaşka bir duygu.
yaşasın kadın dayanışması, yaşasın örgütlü mücadelemiz.
19 Ekim 2010 Salı
başlıksız yazı
kadına yönelik şiddetin bilançosu aldı başını gidiyor. bu sabah gazetede okuduğum haberler beni oldukça etkiledi elbette. son beş günde altı kadın öldürülmüş. katillerden dökülen inciler aynı, yazmaya gerek yok, malumumuz. bu hususta yazacak o kadar çok şey var ki ama bazen kilitlenirsin, söz biter ya. sadece isyan etmek, kızmak, bağırmak, vurmak istersin. işte öyle bir şey! belki başka zaman kadına yönelik şiddet konusunda bir yazı yazarım ama bu akşam değil. ya da feminist politikanın 8. sayısındaki yazımı okuyun.bizler yazmaktan usandık, erkekler öldürmekten usanmadı!
*mor çatı'nın 20. kuruluş yıldönümü için santral istanbul, otto santral'de 8 kasım'da gerçekleştirilecek organizasyonda bir araya gelinecek.sanatçıların kostümleri açık arttırma ile satılacak. geceden elde edilecek gelir, mor çatı bünyesinde yeni bir sığınak kurulması için kullanılacak.umuyorum ki, çok çok çok para gelir.
*mor çatı'nın 20. kuruluş yıldönümü için santral istanbul, otto santral'de 8 kasım'da gerçekleştirilecek organizasyonda bir araya gelinecek.sanatçıların kostümleri açık arttırma ile satılacak. geceden elde edilecek gelir, mor çatı bünyesinde yeni bir sığınak kurulması için kullanılacak.umuyorum ki, çok çok çok para gelir.
18 Ekim 2010 Pazartesi
38 bitti, 39 geldi!
şasırtıcı ama hamilelik günlerim ile ilgili ne güzel günlerdi o günler diyeceğimi hiç tahmin etmezdim. bugün doktor haftaya bekliyoruz arya'yı dediğinde aa bitiyor demek bu süreç dedim. son iki haftadır pek bi garip duygular içindeyim,sanki ben bu dünyaya hamile geldim ve terk-i diyar ederken de hamile olacağım. sağlığıma ve ruh halime daha bir dikkat ettiğim bir dönemdi. örneğin, canımı sıkan hiç kimseyle görüşmedim, iletişim kurmadım.ve bunun ruhuma ne kadar iyi geldiğini fark ettim. zorlama ilişkiler bünyeme pek iyi gelmiyormuş anladım. arya sayesinde öğrediklerimi unutmaya niyetim yok.
bugün selin'i arayayım, bakalım doğum ne zaman günüydü galiba. akraba hariç10 kişi ile konuştuk:) bu hafta da buluşmalarımız olacak, cuma akşamı da ♥f. ile bir taxim yapalım dedik, doğum evveli felekten bir gece. pek sıkıldım evde olmaktan.
ruh halim: çimenlere yatmak, dakikalarca öyle kalmak,güneşe bakmak istiyorum. hele çevremde mor çiçekler olursa bonus olur.
bugün selin'i arayayım, bakalım doğum ne zaman günüydü galiba. akraba hariç10 kişi ile konuştuk:) bu hafta da buluşmalarımız olacak, cuma akşamı da ♥f. ile bir taxim yapalım dedik, doğum evveli felekten bir gece. pek sıkıldım evde olmaktan.
ruh halim: çimenlere yatmak, dakikalarca öyle kalmak,güneşe bakmak istiyorum. hele çevremde mor çiçekler olursa bonus olur.
8 Ekim 2010 Cuma
yemek blogları,muz,o ana ne kadar var duygusu, fiziksel değişimler
bir kaç gündür aklım fena şekilde yemeklerde. hem de sıradan değil kallavi yemekler istiyorum. bu yemekleri yapacak kimse de olmadığı için yemek bloglarındaki pişirilmiş,mükellef olarak sunuma hazırlanmış ve itinayla fotoğraflanmış yemek fotolarına bakıyorum. enterasan bir şekilde yeme duygum tatmin oluyor. her şeyin çaresi var:)
aklıma gelenleri yazayım yoksa unutacağım. muz!! hamilelik tarihimin meyvesi. 8.5 ayı aşkındır hemen her gün muz yiyorum. arya'nın muz ile arasının iyi olacağı malum.
"o an"... ara sıra aklıma geliyor, o ana ne kadar var acaba? bence arya bu ayın sonunu bekleyecek. acele etme e mi kızımları duyuyor olmalı. bakalım doktor pazartesi ne diyecek?
şişmek ne kadar garip bir şey? sabah uyanıyorum ve ellerimi ve ayaklarımı tanıyamıyorum. uyanıyorum bir de bakıyorum ki, selin'in elleri ve ayakları gitmiş hulkun elleri ve ayakları gelmiş. iki haftadır önce hulklaşmaya başladım. diğer bir şey de, bir koltuğa oturmak kolaymış da kalkmak pek bi zormuş. ama yaw selin, sen masada oturunca hamile olduğunu unutuyoruz diyor arkadaşlar hala. bir süredir görüşemediklerimiz; yani iyiyim ;) duyurulur...
aklıma gelenleri yazayım yoksa unutacağım. muz!! hamilelik tarihimin meyvesi. 8.5 ayı aşkındır hemen her gün muz yiyorum. arya'nın muz ile arasının iyi olacağı malum.
"o an"... ara sıra aklıma geliyor, o ana ne kadar var acaba? bence arya bu ayın sonunu bekleyecek. acele etme e mi kızımları duyuyor olmalı. bakalım doktor pazartesi ne diyecek?
şişmek ne kadar garip bir şey? sabah uyanıyorum ve ellerimi ve ayaklarımı tanıyamıyorum. uyanıyorum bir de bakıyorum ki, selin'in elleri ve ayakları gitmiş hulkun elleri ve ayakları gelmiş. iki haftadır önce hulklaşmaya başladım. diğer bir şey de, bir koltuğa oturmak kolaymış da kalkmak pek bi zormuş. ama yaw selin, sen masada oturunca hamile olduğunu unutuyoruz diyor arkadaşlar hala. bir süredir görüşemediklerimiz; yani iyiyim ;) duyurulur...
28 Eylül 2010 Salı
hazırlıklardan bir demet
takvimler 35+3'ü gösterdi, son haftalara bırakılan hazırlıklara başladık. geçen hafta sirkecinni'ye gideceğimi yazmıştım. iki poşet süs ile eve döndüm. elbette ki; ayaklardaki kara sularla,bünyeyi saran halsizliklerle ve çıkarılan ay/oy seslerindeki artışlar ile birlikte.
durmadık, yorulmadık çalışmalara devam ettik; cumartesi arya'nın odası için gözümüze kestirdiğimiz duvar kağıdını ve dolabını aldık. eller kollar dolu eve gelindi ve atom karınca ♥f. çalışmalara başladı. tek tatil günü olan pazarı duvar kağıdı ve boya yaparak geçirdi. gerçi son bir kaç pazardır hep evsel çalışmalar içinde, artık pek bir bunaldığını yüzünden okuyorum. yakın hedef: bu pazar evsel işlerden uzak, sevgili ile yorulmacasız bir pazar geçirmek.
fotolarla..
sirkecinni'den başlıyorum..


bebek alışverişi denince havuzlu hana girmeden olmaz. çık çıkabildiğin kadar, bir sürü mağaza ve elbet fazla detay var. satıcıların, karnı burnunda kadınları ve refakatçi anne/kayınvalideyi tavlamak için döktükleri diller mağaza dışına fışkırıyor. bu bunun için, şu şöyle olursa diye, a bu kesin lazım, biz kaç yıldır bu işi yapıyoruz ablacım vs vsler .. amanın! bu ne büyük sektör. içime fenalıklar geliyor. neyse, dükkanlardan taşan satış çabalarını duya duya 2. kata çıktım, pelin bebek isimli dükkanı gözüme kestirdim. zira içerde üç kadın vardı, harıl harıl çalışıyorlardı. aklımda olan süsü püsü aldıktan sonra, epey sohbet ettik. bu çalışkan üç kadın hem imalat hem satış yapıyorlar. fiyatları uygun, çok da sıcak ve ilgililer. varsa çevrenizde bebek süs püs ıvır zıvırları isteyen bir tanıdığınz, havuzlu han - pelin bebek önerisini yapayım, kadın dayanışması yapalım. aldığım süs püsler arya'nın ziyaretçilerine sunulacaktır, detay vermem, sürprüüz..
bir sürü el kadar kıyafeti olan arya'nın kıyafetlerini yıkayıp,ütüleyip yerleştirme zamanı geldi artık dedik ve soluğu ikeaaa evimizin herşeyinde aldık.
sonra kıyafetler yıkandı, ütülendi, ve dolaba yerleştirildi. çamaşır teli bile bu küçük kıyafetleri görünce şaşırdı. pek bir sevimliler.
bu akşam da hastane çantalarını hazırlama niyetindeyim, onlar da hazır olunca e artık tamamdır değil mi?
durmadık, yorulmadık çalışmalara devam ettik; cumartesi arya'nın odası için gözümüze kestirdiğimiz duvar kağıdını ve dolabını aldık. eller kollar dolu eve gelindi ve atom karınca ♥f. çalışmalara başladı. tek tatil günü olan pazarı duvar kağıdı ve boya yaparak geçirdi. gerçi son bir kaç pazardır hep evsel çalışmalar içinde, artık pek bir bunaldığını yüzünden okuyorum. yakın hedef: bu pazar evsel işlerden uzak, sevgili ile yorulmacasız bir pazar geçirmek.
fotolarla..
sirkecinni'den başlıyorum..
bebek alışverişi denince havuzlu hana girmeden olmaz. çık çıkabildiğin kadar, bir sürü mağaza ve elbet fazla detay var. satıcıların, karnı burnunda kadınları ve refakatçi anne/kayınvalideyi tavlamak için döktükleri diller mağaza dışına fışkırıyor. bu bunun için, şu şöyle olursa diye, a bu kesin lazım, biz kaç yıldır bu işi yapıyoruz ablacım vs vsler .. amanın! bu ne büyük sektör. içime fenalıklar geliyor. neyse, dükkanlardan taşan satış çabalarını duya duya 2. kata çıktım, pelin bebek isimli dükkanı gözüme kestirdim. zira içerde üç kadın vardı, harıl harıl çalışıyorlardı. aklımda olan süsü püsü aldıktan sonra, epey sohbet ettik. bu çalışkan üç kadın hem imalat hem satış yapıyorlar. fiyatları uygun, çok da sıcak ve ilgililer. varsa çevrenizde bebek süs püs ıvır zıvırları isteyen bir tanıdığınz, havuzlu han - pelin bebek önerisini yapayım, kadın dayanışması yapalım. aldığım süs püsler arya'nın ziyaretçilerine sunulacaktır, detay vermem, sürprüüz..
bir sürü el kadar kıyafeti olan arya'nın kıyafetlerini yıkayıp,ütüleyip yerleştirme zamanı geldi artık dedik ve soluğu ikeaaa evimizin herşeyinde aldık.
| arya'nın dolabının üzerinde sıra bekleyen selo |
| her şeyin küçüğü mü güzel ne? |
23 Eylül 2010 Perşembe
çevresel, küresel,ekolojik yazı ve 350 meselesi
temmuz, ağustos ve kısmen eylül aylarında yaşanan cehennem sıcakları hepimizi çok etkiledi. belki ben hamilelik etkisiyle daha bir bunaldım.sıcağa karşı dayanıklı sayılırdım ama bu yaz apati bir halde geçti. küresel eylem grubunun 10/10/10 eylemce çağrısı beni çevre konusunda az biraz araştırma yapmaya yöneltti. durum ne kadar kötü? çağrılarda okuduğum dünyayı kurtaracak rakam olarak belirtilen 350 rakamı nedir acaba? dünyada binlerce eylem yapılıyor. ne gibi sonuçlar alınıyor? gibi gibi soruları google'da sordum.
ve işte öğrendiklerim:
öncelikle yazayım gidişat fena! haliyle yaşamakta olduğumuz küresel iklim değişikliği de fena sonuçlarıyla artık somut bir şekilde etkisini gösteriyor.fazla eskiye gitmeye gerek yok,sadece bu yaz karşı karşıya kaldığımız doğal felaketleri düşünün; rusya'da, pakistan'da yaşananlar, milyonlarca kişinin yaşamını tehdit eden seller, yangınlar, kutuplardan kopup eriyen devasa buzullar, dünyayı bir fırına çeviren aşırı sıcaklar bu işin bir şaka olmadığını bize açıkça gösterdi. bilim insanları da bunların sebebinin küresel ısınma olduğunu onayladı.
nedir bu 350?
iki sene önce james hansen isimli bir bilim insanı ve yardımcılarının yaptıkları araştırmalar çok önemli bir durumu ortaya çıkardı. buna göre; eğer atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun milyonda 350 parçacığa indiremezsek gezegenimizin medeniyetlerin oluşmasına ve canlıların yaşamasına imkân veren yapısı tamamen kaybolacakmış. dünya’nın bildiğimiz dünya olabilmesi için atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun milyonda 350 parçacığın altında tutmak zorundaymışız. ne var ki, muazzam karbon salımımız ile yarattığımız kirlilik yüzünden şu anda 392′ye dayanmış durumdaymış. daha fazla bilgi istiyorsanız hemen bir tık.
ve işte öğrendiklerim:
öncelikle yazayım gidişat fena! haliyle yaşamakta olduğumuz küresel iklim değişikliği de fena sonuçlarıyla artık somut bir şekilde etkisini gösteriyor.fazla eskiye gitmeye gerek yok,sadece bu yaz karşı karşıya kaldığımız doğal felaketleri düşünün; rusya'da, pakistan'da yaşananlar, milyonlarca kişinin yaşamını tehdit eden seller, yangınlar, kutuplardan kopup eriyen devasa buzullar, dünyayı bir fırına çeviren aşırı sıcaklar bu işin bir şaka olmadığını bize açıkça gösterdi. bilim insanları da bunların sebebinin küresel ısınma olduğunu onayladı.
nedir bu 350?
iki sene önce james hansen isimli bir bilim insanı ve yardımcılarının yaptıkları araştırmalar çok önemli bir durumu ortaya çıkardı. buna göre; eğer atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun milyonda 350 parçacığa indiremezsek gezegenimizin medeniyetlerin oluşmasına ve canlıların yaşamasına imkân veren yapısı tamamen kaybolacakmış. dünya’nın bildiğimiz dünya olabilmesi için atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun milyonda 350 parçacığın altında tutmak zorundaymışız. ne var ki, muazzam karbon salımımız ile yarattığımız kirlilik yüzünden şu anda 392′ye dayanmış durumdaymış. daha fazla bilgi istiyorsanız hemen bir tık.
![]() |
| bangladeş |
geçen yıl tüm dünyada 181 farklı ülkede, 5200 etkinlikle 350 eylemi gerçekleştirilmiş.vay be! pek büyük rakam. kadın cinayetleri için yapılan eylemlerde bu rakamlara ulaşıldığını düşünsenize.uçmuyorum! neyse, dünya liderleri diye ifade edilenleri buluşturan kopenhag iklim zirvesi’nden iki ay önce yapılmıştı. amaç, yaşamakta olduğumuz küresel iklim değişikliğinin önüne geçebilmek için karbon salımının azaltılmasına dikkat çekmekti. ama elbette ki kopenhag zirvesinden hiç bir sonuç çıkmadı, kimse üzerine düşeni yapmaya gönüllü olmadı, dünyanın kurtarılması bir başka bahara bırakıldı. işte o ‘bir başka bahar’ bu sonbahar: bu sene kasım sonunda meksika’da bir iklim zirvesi gerçekleşecek.öncesinde 10/10/10'da tüm dünya bir kez daha küresel iklim değişikliği ve beraberinde getirdiği acı sonuçları durdurabilmek için ‘yeter’ diyecek. siyasileri harekete geçirmek için yıllardır dünyanın dört bir yanında çağrılarda bulunuldu, yüzbinlerce dilekçe yollandı,protesto ve gösterilerde bulunuldu. ancak onlar harekete geçmediler.en yeşilcinin kendileri olduğunu söylediler, ama yakıt şirketlerinin özel çıkarlarına hizmet eden politikalardan asla vazgeçmediler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


