12 Ocak 2011 Çarşamba

2011'e dair..



öncelikle seneye nasıl başlarsan bütün yıl öyle gider zırvalığına inanmıyorum, zaten akıl sağlığım için inanmamalıyım zira seneye arya ile bir hastane odasında girdik. yani inanmayayım di mi..


kararlar, dilekler.. akla ilk gelenler..

karar bir : olumlu olmak ve bünyelerini olumsuzluk bürümüşlerden uzak durmak,

dilek bir:   daha fazla kitap okuyayım,

dilek iki:   arya sağlıklı olsun,

karar iki:  gözlükten kurtulmak,

dilek üç:   şu ahir ömrümde bi dikiş diksem,

karar üç:  daha çok seni seviyorum demek,

karar dört: fedakarlık iyi hoş ama feda ile karlılık oranıma dikkat etmem gerek,

dilek dört: bitmek bilmeyen yurdagül'ün boşanma davası artık nihayete ersin,

dilek beş:  kadına yönelik şiddet bitsin,

dilek altı: adliyelerde baro kreşleri olsun,

karar beş: daha çok seyahat etmek,

karar altı: kırbacı, dizgini bırakıp atın üstünde durmak,

iyi hatırladığımız bir yıl olur umarım..






11 Ocak 2011 Salı

nerede kalmıştık?

yazmak istediğim pek çok şey var zira evren'in dediği gibi yazmak kişiyi rahatlıyor. füsun, haklıymışsın, bebekli hayatta kendine zaman ayırmak kolay değilmiş. yeni kayda tıklamak iki ayı aşkın bir zaman aldı. bir de içimden pek yazmak gelmiyordu, gelene kadar bekledim.
hadi bakalım dök içini selin.

bebekli hayat kolay değil. hele bir de hiç yardımsız bebekli hayat çok daha zor. lohusalık mefhumu, mastit, geçmek bilmeyen meme ucu yaraları, hormonların oyunları, arya'nın çıkmak bilmeyen gazları.. ay yazarken bile içim sıkıldı. neyse, hemen şunu da yazayım yazılarda negatifliklerden uzak durmaya çalışacağım zira 2011 için aldığım kararlar var, ki onları daha sonra yazacağım. ♥f evden çıkıyor, 12 saat sonra geliyor. ben eve sığamayan bir kadınken evden çıkamaz hale gelmişim. bebek bakımından ne anlarım derken, minicik bir bebekle baş başa kalıyorum. bir iki gün bol ağlamalı geçiyor. arya'nın memeden başını çekip bana baktığı o andan itibaren artık ağlamıyorum.
panik yok, plan var diyorum ve başlıyorum okumaya, internetten kitaplar sipariş ediyorum zira netteki her bilgiye güvenmem. doktora bir iki kez ulaşamayınca doktoru değiştiriyorum, doktora ulaşamama stresi ile uğraşamam. artık eskisi kadar evin düzenine, pür -i pak olmasına da dikkat etmiyorum. ancak malum alerji meselesi sebebiyle arya'nın etrafındaki eşyaların tozsuz olmasına özen gösteriyorum.arkadaşlarımın, dostlarımın bana ulaşmasına yardım ediyorum, telefonuma daha sık bakıyorum, gönderilen postaları cevaplıyorum. ♥f 'nin evde olduğu tek gün olan pazar günlerine selin'in tatil günü payesi verdim.şimdilik eve yakın mesafelerde dolaşıyorum, gittikçe alanımı genişleteceğim. kendimle ve uğraşılarımla baş başa kalmak için daha neler yapabilirim derken bebek salıncağı almaya karar veriyorum, istediğim gibi bir model bulmak ve siparişin elimize ulaşması zaman alsa da en sonunda elektrikli bir salıncağa kavuşuyoruz.(m) arya; sıkıldım gel beni al, acıktım, diğerlerini çıkardım ama bu gazı çıkaramıyorum, uykum geldi, burada uyumak istemiyorum diye seslenene kadar salıncağında oturuyor. ben de onun karşısına oturuyor ya internette ya da kitaplarla oluyorum. yemek yemek, çamaşır asmak artık mümkün. bu formüller şimdilik beni mutlu ediyor. şu aralar aklımdaki tek sorun, şubat'ın 22sinde başlayacak olan duruşmalarıma nasıl gideceğim. sağ sütü, koy biberona versin biri işte dediğinizi duyuyorum ama arya biberonu almıyor.emzik almadığı gibi biberonu ağzına dokundurunca sinirleniyor, kafasını yana itiyor. başka bir marka biberon deniyeceğim bakalım, umarım.. bu zamana kadarki duruşmalara arkadaşlarım ve müvekkillerim girdi, bu günlere geldik. müvekkillerimin hepsinin kadın olması ve benimle dayanışmak istemeleri bana çok iyi geldi. yine ve her zaman yaşasın kadın dayanışması..


bu günlerde artık daha olumlu ve sakinim. özellikle hastane sürecini geçirdikten sonra
daha güçlü hissettim kendimi. bebeğinizin hastaneye yatmasının sizde yarattığı psikolojik boyut biraz yüklüce oluyor. önce ben grip oldum, sonra arya alerjik bronşioilt oldu. alerjik astımlı bir anne olarak kızımın da bir gün ventolin-pulmicort ikilisi ile tanışacağını tahmin ediyordum ama 2.5 ay biraz erken oldu. hastane sonrası evde bakımla şimdi iyi. mutluluk:)
bu süreçte ziyaretleriyle, telefonlarıyla bana güç veren dostlarıma ve özellikle her gün yanımda olan sfklı kadınlara derinden teşekkür ederim.



8 Ocak 2011 Cumartesi

arya geldi!

gece epey geç uykuya dalabilmiştim, değişik bir enerji vardı içimde, uyutmamıştı beni. arya da pek bir hareketliydi, hatta hareketleri canımı acıtıyordu. tarihler 27 ekim 2010'u, saatler ise 07.30'u gösteriyordu. uyuyordum ama hissettiğim sıcaklık uyandırmıştı beni. evet akıntıydı bu, bakalım su ne zaman gelecek derken, su da epey bir boşaldı. ♥f. evden çıkmak üzereydi, "huu co" doğum başladı dediğimde yüzünde beliren ifadeyi unutamam. çantalarımızı kaptık, hastaneye gittik.
merak edenler, yaz yaz dediniz yazıyorum, yoksa malum doğum hikayesi yazmaya pek gönüllü değilim. ağrı yok, su boşalmış.benim eve gidesim var, az buçuk başıma ne işler gelecek korkusu da var. eve gideyim, ev cok yakın dedim doktora, yok daha neler dedi. o zaman kızmıstım ona,ama haklıydı elbet. suni sancıyı verdiler kanıma, bir saat sonra başladı ağrı.♥f. ve kardeşim ile sohbetlerimizi edemez hale gelene kadar yattım o yatakta. sürekli yürümek istiyordum. sonra epidural takılması için o lanet odaya girdim. bir saatte zor taktılar. açılma 8.5 olmuş, ağrıdan ruhum bedenimden ayrılmak üzere,görevli bana cenin gibi dur diyor. o an onu boğazlamak istedim ve bırak dedim istemiyorum epidural falan, doğuracağım burada. ıkınma ile baş edemez durumdaydım. neyse işinin ehli bir personel geldi ve 10 saniyede taktı. sonra doğumhane.. çok neşeli bir doğumdu dedi hemşire elif. doğumun neşelisi olur mu canım dedim, olurmuş. ben ne gerginlikler gördüm bu odada değince anladım tabii. ağrı olmadığı zamanlarda espiri yapıp onları ve kendimi rahatlatıyordum. hakkını vermek lazım doktor pek yumuşaktı, sabırlıydı. ♥f.'yi ne zaman istersem çağırırım dedi. ben son 15 dakikada gelsin dedim. ♥f.'nin yanıma gelmesi bana iyi geldi. karnım çok açtı ama beni en çok zorlayan susuzluk oldu. 3,5 saatte her şey bitti. miyopluktan biraz flu idi etraf ama pembe bir popo gördüm, onu asla unutmam. sedye ile çıkarken hasbiye'yi gördüm, kapıdaymış, fotoğrafımı çekiyordu. o an ona çok sarılasım geldi ama gücüm yoktu. odaya çıktık, ne diyeceğini bilemeyen ama gözleri yıldız yıldız ♥f., anneler,babalar,hasbiye, filiz,erbil, öykü,berrin, özen.. telefonlarda sevinç dolu sesler....mutluluk.


arya geldi, çok hoş geldi! selin'in hayatı değişti.

26 Ekim 2010 Salı

arya,rahim içi yaşamının 40.haftasında

aylar su gibi geçti ama son günler geçmiyor sanki. neden bilmiyorum, sabırsızlanmaya başladım. koca göbeğimi sevdim aslında ve de kendimi bir daha hamile olarak görmeyeceğim. ama sanki bir zaman geliyor ve artık bitsin diyorsun. mesela arya aşağıya doğru iniş yapmaya başladıkça ♥f. ile birbirimize sarılabilir olduk ve bunu fark ettiğimizde mutlu olduk, sarılmayı özlemişiz. en mühimi yüz üstü uyuyacağım, rahat ve hızlı yürüyeceğim. mevcut ipotek kalkacak gibi hissediyorum. doktor ne dedi sorularına cevap; dünkü doktor kontrolünde 1 cmlik bir açılma tespit etti. ağrı da pek yok sayılır, biraz daha bekleyeceğiz galiba. arya bilir ne zaman geleceğini...
*cumartesi çekilen bir foto aşağıda. eyleme katılmak bana hep iyi gelmiştir, yine iyi geldi. kadınlarla bir arada olmak, gücümüzü hissetmek bambaşka bir duygu.
yaşasın kadın dayanışması, yaşasın örgütlü mücadelemiz.



19 Ekim 2010 Salı

başlıksız yazı

kadına yönelik şiddetin bilançosu aldı başını gidiyor. bu sabah gazetede okuduğum haberler beni oldukça etkiledi elbette. son beş günde altı kadın öldürülmüş. katillerden dökülen inciler aynı, yazmaya gerek yok, malumumuz. bu hususta yazacak o kadar çok şey var ki ama bazen kilitlenirsin, söz biter ya. sadece isyan etmek, kızmak, bağırmak, vurmak istersin. işte öyle bir şey! belki başka zaman kadına yönelik şiddet konusunda bir yazı yazarım ama bu akşam değil. ya da feminist politikanın 8. sayısındaki yazımı okuyun.bizler yazmaktan usandık, erkekler öldürmekten usanmadı!
*mor çatı'nın 20. kuruluş yıldönümü için santral istanbul, otto santral'de 8 kasım'da gerçekleştirilecek organizasyonda bir araya gelinecek.sanatçıların kostümleri açık arttırma ile satılacak. geceden elde edilecek gelir, mor çatı bünyesinde yeni bir sığınak kurulması için kullanılacak.umuyorum ki, çok çok çok para gelir.

18 Ekim 2010 Pazartesi

38 bitti, 39 geldi!

şasırtıcı ama hamilelik günlerim ile ilgili ne güzel günlerdi o günler diyeceğimi hiç tahmin etmezdim. bugün doktor haftaya bekliyoruz arya'yı dediğinde aa bitiyor demek bu süreç dedim. son iki haftadır pek bi garip duygular içindeyim,sanki ben bu dünyaya hamile geldim ve terk-i diyar ederken de hamile olacağım. sağlığıma ve ruh halime daha bir dikkat ettiğim bir dönemdi. örneğin, canımı sıkan hiç kimseyle görüşmedim, iletişim kurmadım.ve bunun ruhuma ne kadar iyi geldiğini fark ettim. zorlama ilişkiler bünyeme pek iyi gelmiyormuş anladım. arya sayesinde öğrediklerimi unutmaya niyetim yok.
bugün selin'i arayayım, bakalım doğum ne zaman günüydü galiba. akraba hariç10 kişi ile konuştuk:) bu hafta da buluşmalarımız olacak, cuma akşamı da ♥f. ile bir taxim yapalım dedik, doğum evveli felekten bir gece. pek sıkıldım evde olmaktan.
ruh halim: çimenlere yatmak, dakikalarca öyle kalmak,güneşe bakmak istiyorum. hele çevremde mor çiçekler olursa bonus olur.

8 Ekim 2010 Cuma

yemek blogları,muz,o ana ne kadar var duygusu, fiziksel değişimler

bir kaç gündür aklım fena şekilde yemeklerde. hem de sıradan değil kallavi yemekler istiyorum. bu yemekleri yapacak kimse de olmadığı için yemek bloglarındaki pişirilmiş,mükellef olarak sunuma hazırlanmış ve itinayla fotoğraflanmış yemek fotolarına bakıyorum. enterasan bir şekilde yeme duygum tatmin oluyor. her şeyin çaresi var:)

aklıma gelenleri yazayım yoksa unutacağım. muz!! hamilelik tarihimin meyvesi. 8.5 ayı aşkındır hemen her gün muz yiyorum. arya'nın muz ile arasının iyi olacağı malum.

"o an"... ara sıra aklıma geliyor, o ana ne kadar var acaba? bence arya bu ayın sonunu bekleyecek. acele etme e mi kızımları duyuyor olmalı. bakalım doktor pazartesi ne diyecek?

şişmek ne kadar garip bir şey? sabah uyanıyorum ve ellerimi ve ayaklarımı tanıyamıyorum. uyanıyorum bir de bakıyorum ki, selin'in elleri ve ayakları gitmiş hulkun elleri ve ayakları gelmiş. iki haftadır önce hulklaşmaya başladım. diğer bir şey de, bir koltuğa oturmak kolaymış da kalkmak pek bi zormuş. ama yaw selin, sen masada oturunca hamile olduğunu unutuyoruz diyor arkadaşlar hala. bir süredir görüşemediklerimiz; yani iyiyim ;) duyurulur...