düzenli olma, evdeki her şeyin yerinde olması bir takıntı durumu. itiraf ediyorum ben öyle bir kadınım. düzen hastasıyım. dağınıklık ruhumu sıkıyor. boşveremiyorum. ama çok yoruluyorum. topla topla bitmiyor. her şey toplanıyor, katlanıyor. kütüphaneden bir şeyler ararken bakıyorum kategorize ettiğim kitaplar bozulmuş, öffleyerek eski haline getiriyorum. buna bir son vermeli. bırak dağınık kalsın demeli.kağıtlar düzenli olacak, dosyaların etiketleri takılmış olacak, ajandalar yıllarına göre arşivlenecek cek de cek.. arya'lı hayatla birlikte bu takıntı tarih olmalı. büyüyecek her şeyi dökecek yerlere, şimdiden alışmalıyım. bu akşam hiç bir şeyi toplamayacağım. bakalım ne kadar bunalacağım. denemeli..
26 Ocak 2011 Çarşamba
21 Ocak 2011 Cuma
metalaştırılmaya çalışılan su!
doğu karadenizliyim ben.
deniz ve dereler benim çocukluk hatıralarımın başrol oyuncularıdır. hala da her yaz gider, hırçın karadeniz'in serin sularına kendimi bırakırım, yoksa koca yaz denize girmemiş gibi hissederim.ayağımı soktuğumda, ayağımı ve bileğimi donduran suyunu hatırlarım hep o minik derenin. macera diye bir yerlerimizi yırttığımız ilk gençlik yıllarımızda, arkadaşlarmız ile yazın yaptığımız "camel trophy" lerde coşkuyla akan derenin muzo'nun terliğini kapıp götürmesi aklıma gelir, tebessümle hatırlarım o yılları. 90'lı yılların ortalarında bilemezdik ki bir gün gelecek de derelerimize göz dikecekler, üzerlerinde ipotek kurmaya çalışacaklar. hiç aklımıza gelmezdi. memleket bizim için su demekti, yağmur demekti, bulut demekti. hepsi insanlığın ve doğanındı ve biz gül gibi yaşayıp gidiyorduk yüz yıllardan beri. neoliberal politika ne demekti duymamıştık, bilmezdik. metaşlatırma ne demekti hiç haberimiz yoktu. kapital okuyan bir abla vardı o zamanlar plajda, okumuştur meta analizlerini, ama biz anlamazdık pek. insanların ve doğanın suya erişiminin izin ve icazete bağlanacağı günler gelecek deseler haçan sen aklini peynür ekmekle mi yedün daa? derdik, güler geçerdik. ama oldu, o günler geldi. 2000'li yılların başından itibaren suyun metalaşması yönünde ciddi adımlar atıldı. plajda kapital okuyan abla bile şaşırmıştır, belki şu an mücadele edenler arasındadır. çünkü zaman direniş zamanıdır. sularımıza, derelerimize, fındığımıza, çayımıza sahip çıkma zamanıdır. çok basit! su hayattır ve s-a-t-ı-l-a-m-a-z! suyu su olmaktan çıkaranlara karşı örgütlü bir şekilde karşı durmalıyız. suyun ticarileştirilmesine hayır platformu canla başla suyu su olmaktan çıkaranlara karşı duruyor, sermayeyi kollayanlarla mücadele ediyor. ama karşımızda doymak bilmeyen, her şeyi ipotek altına almaya çalışan neoliberal politikalar var. o yüzden daha kalabalık, daha örgütlü olmayız. ayrıca meraklılarına gaye yılmaz'ın suyun metalaşması adlı kitabını öneririm,sav eylül 2009. oldukça iyi hazırlanmış bir çalışma.
![]() |
| suyun metalaşması en çok kadınları vuracak |
20 Ocak 2011 Perşembe
kullandığımız kozmetikler ne kadar güvenli?
öncesi kullandığım ürünleri akşam eve gidince önüme aldım ve teker teker araştırdım. sonuçlar pek iç açıcı değil. zararlı olduğu söylenen bir sürü minik kutuya yüklüce para veriyoruz üstelik.daha önemlisi de çocuklarımızın poposuna defalarca pişik kremleri sürüyoruz. acaba ne kadar güvenliler? araştırmanızı tavsiye ederim.
19 Ocak 2011 Çarşamba
ninni uydurma çalışmaları bölüm I
anne olunca anladığım şeylerden biri de ninni mefhumunun ne kadar önemli bir şey olduğu. ve benim ninni işinden hiç anlamadığım. çocuğu olan arkadaşlarıma dikkat ediyorum, repertuarlarında epey ninni var yoksa da iki dakikada uyduruveriyorlar. ooh bebekler bir rehavete kavuşuyor, gözler kayıyor, mışıldatmaya çabuk geçiliyor. ben de bir iki ninni söyleyeyim dedim. her söylemeye başladığımda arya'nın mevcut uykusunun kaçtığını, gözlerini fal taşı gibi açıp yüzüme dikkatli baktığını fark ettim. bunda bir gariplik var derken ♥f ninnilerimin pek bir marştan bozma olduğunu söyleyince ayıldım. hakikaten devrimci marşların ezgilerini arya'lı cümlelerle bezeyerek sözüm ona ninnileştiriyormuşum. e tabii olmuyor, arya yemiyor.
sonra ninni işini pek bir ciddiye alarak araştırmaya başladım. evde ninni ile ilgili herhangi bir kitap bulamadım. çocukluk hafızamda da anneannemin uydurduğu ninnilerden eser kalmamış. e ben de ulu bilge gugıla sordum; dedim önce ninni nedir bir öğreneyim, temelim sağlam olsun:P
"ninni, çocuğun uyumasının sağlanması ya da ağlamasının durması için, sade bir dille ve hece ölçüsüne göre ezgili olarak söylenen ezgili şiirlerdir. söyleyeni belli olmayan bu ürünler dörtlüklerden ve nakarat bölümlerinden oluşur. özel bir beste ile söylenir. bu sözler annenin o andaki ruh durumunu yansıtır."
neymiş:
amy robbins'in sitesi gayet güzel. ninnilerin faydalarından bahsederken; iletişim, gelişim ve yatıştırmak olmak üzere üç noktaya dikkat çekiyor. ninnilerin numuneleri de sitede mevcut.

arya'da uyku belirtileri baş gösterince hah dedim sıcağı sıcağına uygulamaya geç bakalım. dörtlük ve nakarat bulamadım, bir ezgi buldum veri tabanımdan, güfte olmayınca napayım lololoya başvurdum. koridorda atılan 5-6 turdan sonra şıppadak uyudu. sonuç mu bkz foto..
bostandan kovulan dananın başrolde olduğu dandini dastanadan başka başka ninnileri hafızama yerleştirmeliyim. youtubedan ninni bestesi aşırıp, arya için sözler yazacağım.bakalım ne çıkacak..
tamam söz yumuşak, duygulu..
sonra ninni işini pek bir ciddiye alarak araştırmaya başladım. evde ninni ile ilgili herhangi bir kitap bulamadım. çocukluk hafızamda da anneannemin uydurduğu ninnilerden eser kalmamış. e ben de ulu bilge gugıla sordum; dedim önce ninni nedir bir öğreneyim, temelim sağlam olsun:P
"ninni, çocuğun uyumasının sağlanması ya da ağlamasının durması için, sade bir dille ve hece ölçüsüne göre ezgili olarak söylenen ezgili şiirlerdir. söyleyeni belli olmayan bu ürünler dörtlüklerden ve nakarat bölümlerinden oluşur. özel bir beste ile söylenir. bu sözler annenin o andaki ruh durumunu yansıtır."
neymiş:
- bir adet dörtlük ve nakarat bulmalıyım,
- özel bir bestesi olmalı,
- ve o andaki ruh halime uygun olmalı ama hah işte mesele bu benim o andaki ruh halimi duruma uydurmak. yumuşak ve duygulu bir hale bürünmesi gerekiyor bu ruhun, miting ruhuna değil! * önemli nokta!
amy robbins'in sitesi gayet güzel. ninnilerin faydalarından bahsederken; iletişim, gelişim ve yatıştırmak olmak üzere üç noktaya dikkat çekiyor. ninnilerin numuneleri de sitede mevcut.
arya'da uyku belirtileri baş gösterince hah dedim sıcağı sıcağına uygulamaya geç bakalım. dörtlük ve nakarat bulamadım, bir ezgi buldum veri tabanımdan, güfte olmayınca napayım lololoya başvurdum. koridorda atılan 5-6 turdan sonra şıppadak uyudu. sonuç mu bkz foto..
tamam söz yumuşak, duygulu..
bugün 19 ocak
dört sene oldu, hala adalet yok.
on beş celse geçti, hala müzekkerelere cevap yok.
katledileceği bilgi olarak pek çok kişiye geçmiş ama hala bilgimiz yoktu diyorlar.
faşizme inat,
kardeşimsin
hrant..
12 Ocak 2011 Çarşamba
2011'e dair..
öncelikle seneye nasıl başlarsan bütün yıl öyle gider zırvalığına inanmıyorum, zaten akıl sağlığım için inanmamalıyım zira seneye arya ile bir hastane odasında girdik. yani inanmayayım di mi..
kararlar, dilekler.. akla ilk gelenler..
karar bir : olumlu olmak ve bünyelerini olumsuzluk bürümüşlerden uzak durmak,
dilek bir: daha fazla kitap okuyayım,
dilek iki: arya sağlıklı olsun,
karar iki: gözlükten kurtulmak,
dilek üç: şu ahir ömrümde bi dikiş diksem,
karar üç: daha çok seni seviyorum demek,
karar dört: fedakarlık iyi hoş ama feda ile karlılık oranıma dikkat etmem gerek,
dilek dört: bitmek bilmeyen yurdagül'ün boşanma davası artık nihayete ersin,
dilek beş: kadına yönelik şiddet bitsin,
dilek altı: adliyelerde baro kreşleri olsun,
karar beş: daha çok seyahat etmek,
karar altı: kırbacı, dizgini bırakıp atın üstünde durmak,
iyi hatırladığımız bir yıl olur umarım..
11 Ocak 2011 Salı
nerede kalmıştık?
yazmak istediğim pek çok şey var zira evren'in dediği gibi yazmak kişiyi rahatlıyor. füsun, haklıymışsın, bebekli hayatta kendine zaman ayırmak kolay değilmiş. yeni kayda tıklamak iki ayı aşkın bir zaman aldı. bir de içimden pek yazmak gelmiyordu, gelene kadar bekledim.
hadi bakalım dök içini selin.
bebekli hayat kolay değil. hele bir de hiç yardımsız bebekli hayat çok daha zor. lohusalık mefhumu, mastit, geçmek bilmeyen meme ucu yaraları, hormonların oyunları, arya'nın çıkmak bilmeyen gazları.. ay yazarken bile içim sıkıldı. neyse, hemen şunu da yazayım yazılarda negatifliklerden uzak durmaya çalışacağım zira 2011 için aldığım kararlar var, ki onları daha sonra yazacağım. ♥f evden çıkıyor, 12 saat sonra geliyor. ben eve sığamayan bir kadınken evden çıkamaz hale gelmişim. bebek bakımından ne anlarım derken, minicik bir bebekle baş başa kalıyorum. bir iki gün bol ağlamalı geçiyor. arya'nın memeden başını çekip bana baktığı o andan itibaren artık ağlamıyorum.
panik yok, plan var diyorum ve başlıyorum okumaya, internetten kitaplar sipariş ediyorum zira netteki her bilgiye güvenmem. doktora bir iki kez ulaşamayınca doktoru değiştiriyorum, doktora ulaşamama stresi ile uğraşamam. artık eskisi kadar evin düzenine, pür -i pak olmasına da dikkat etmiyorum. ancak malum alerji meselesi sebebiyle arya'nın etrafındaki eşyaların tozsuz olmasına özen gösteriyorum.arkadaşlarımın, dostlarımın bana ulaşmasına yardım ediyorum, telefonuma daha sık bakıyorum, gönderilen postaları cevaplıyorum. ♥f 'nin evde olduğu tek gün olan pazar günlerine selin'in tatil günü payesi verdim.şimdilik eve yakın mesafelerde dolaşıyorum, gittikçe alanımı genişleteceğim. kendimle ve uğraşılarımla baş başa kalmak için daha neler yapabilirim derken bebek salıncağı almaya karar veriyorum, istediğim gibi bir model bulmak ve siparişin elimize ulaşması zaman alsa da en sonunda elektrikli bir salıncağa kavuşuyoruz.(m) arya; sıkıldım gel beni al, acıktım, diğerlerini çıkardım ama bu gazı çıkaramıyorum, uykum geldi, burada uyumak istemiyorum diye seslenene kadar salıncağında oturuyor. ben de onun karşısına oturuyor ya internette ya da kitaplarla oluyorum. yemek yemek, çamaşır asmak artık mümkün. bu formüller şimdilik beni mutlu ediyor. şu aralar aklımdaki tek sorun, şubat'ın 22sinde başlayacak olan duruşmalarıma nasıl gideceğim. sağ sütü, koy biberona versin biri işte dediğinizi duyuyorum ama arya biberonu almıyor.emzik almadığı gibi biberonu ağzına dokundurunca sinirleniyor, kafasını yana itiyor. başka bir marka biberon deniyeceğim bakalım, umarım.. bu zamana kadarki duruşmalara arkadaşlarım ve müvekkillerim girdi, bu günlere geldik. müvekkillerimin hepsinin kadın olması ve benimle dayanışmak istemeleri bana çok iyi geldi. yine ve her zaman yaşasın kadın dayanışması..
bu günlerde artık daha olumlu ve sakinim. özellikle hastane sürecini geçirdikten sonra
daha güçlü hissettim kendimi. bebeğinizin hastaneye yatmasının sizde yarattığı psikolojik boyut biraz yüklüce oluyor. önce ben grip oldum, sonra arya alerjik bronşioilt oldu. alerjik astımlı bir anne olarak kızımın da bir gün ventolin-pulmicort ikilisi ile tanışacağını tahmin ediyordum ama 2.5 ay biraz erken oldu. hastane sonrası evde bakımla şimdi iyi. mutluluk:)
bu süreçte ziyaretleriyle, telefonlarıyla bana güç veren dostlarıma ve özellikle her gün yanımda olan sfklı kadınlara derinden teşekkür ederim.
hadi bakalım dök içini selin.
bebekli hayat kolay değil. hele bir de hiç yardımsız bebekli hayat çok daha zor. lohusalık mefhumu, mastit, geçmek bilmeyen meme ucu yaraları, hormonların oyunları, arya'nın çıkmak bilmeyen gazları.. ay yazarken bile içim sıkıldı. neyse, hemen şunu da yazayım yazılarda negatifliklerden uzak durmaya çalışacağım zira 2011 için aldığım kararlar var, ki onları daha sonra yazacağım. ♥f evden çıkıyor, 12 saat sonra geliyor. ben eve sığamayan bir kadınken evden çıkamaz hale gelmişim. bebek bakımından ne anlarım derken, minicik bir bebekle baş başa kalıyorum. bir iki gün bol ağlamalı geçiyor. arya'nın memeden başını çekip bana baktığı o andan itibaren artık ağlamıyorum.
panik yok, plan var diyorum ve başlıyorum okumaya, internetten kitaplar sipariş ediyorum zira netteki her bilgiye güvenmem. doktora bir iki kez ulaşamayınca doktoru değiştiriyorum, doktora ulaşamama stresi ile uğraşamam. artık eskisi kadar evin düzenine, pür -i pak olmasına da dikkat etmiyorum. ancak malum alerji meselesi sebebiyle arya'nın etrafındaki eşyaların tozsuz olmasına özen gösteriyorum.arkadaşlarımın, dostlarımın bana ulaşmasına yardım ediyorum, telefonuma daha sık bakıyorum, gönderilen postaları cevaplıyorum. ♥f 'nin evde olduğu tek gün olan pazar günlerine selin'in tatil günü payesi verdim.şimdilik eve yakın mesafelerde dolaşıyorum, gittikçe alanımı genişleteceğim. kendimle ve uğraşılarımla baş başa kalmak için daha neler yapabilirim derken bebek salıncağı almaya karar veriyorum, istediğim gibi bir model bulmak ve siparişin elimize ulaşması zaman alsa da en sonunda elektrikli bir salıncağa kavuşuyoruz.(m) arya; sıkıldım gel beni al, acıktım, diğerlerini çıkardım ama bu gazı çıkaramıyorum, uykum geldi, burada uyumak istemiyorum diye seslenene kadar salıncağında oturuyor. ben de onun karşısına oturuyor ya internette ya da kitaplarla oluyorum. yemek yemek, çamaşır asmak artık mümkün. bu formüller şimdilik beni mutlu ediyor. şu aralar aklımdaki tek sorun, şubat'ın 22sinde başlayacak olan duruşmalarıma nasıl gideceğim. sağ sütü, koy biberona versin biri işte dediğinizi duyuyorum ama arya biberonu almıyor.emzik almadığı gibi biberonu ağzına dokundurunca sinirleniyor, kafasını yana itiyor. başka bir marka biberon deniyeceğim bakalım, umarım.. bu zamana kadarki duruşmalara arkadaşlarım ve müvekkillerim girdi, bu günlere geldik. müvekkillerimin hepsinin kadın olması ve benimle dayanışmak istemeleri bana çok iyi geldi. yine ve her zaman yaşasın kadın dayanışması..
bu günlerde artık daha olumlu ve sakinim. özellikle hastane sürecini geçirdikten sonra
daha güçlü hissettim kendimi. bebeğinizin hastaneye yatmasının sizde yarattığı psikolojik boyut biraz yüklüce oluyor. önce ben grip oldum, sonra arya alerjik bronşioilt oldu. alerjik astımlı bir anne olarak kızımın da bir gün ventolin-pulmicort ikilisi ile tanışacağını tahmin ediyordum ama 2.5 ay biraz erken oldu. hastane sonrası evde bakımla şimdi iyi. mutluluk:)
bu süreçte ziyaretleriyle, telefonlarıyla bana güç veren dostlarıma ve özellikle her gün yanımda olan sfklı kadınlara derinden teşekkür ederim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





